Yedi Farklı Üretim.
Fia Otomotiv, kauçuktan plastiğe uzanan yedi farklı üretim yetkinliğiyle her ihtiyaca özel çözümler sunar.
Fikrin doğuşundan ürünün üretimine kadar,
tüm süreçlerinizde yanınızdayız ...
Projeleriniz mi var? Uzman ekibimize mesaj bırakın ya da arayın.❗
Projeleriniz mi var? Uzman ekibimize mesaj bırakın ya da arayın.❗
Fia Otomotiv, kauçuktan plastiğe uzanan yedi farklı üretim yetkinliğiyle her ihtiyaca özel çözümler sunar.
Projeleriniz mi var? Uzman ekibimize mesaj bırakın ya da arayın.❗
Üretimden tasarıma kadar merak ettiğiniz tüm süreçleri Sıkça Sorulan Sorular bölümünde yanıtladık.
Uygulayıcı, Yenilikçi,
Yetenekli, Güvenilir,
Deneyimli,
Mükemmeliyetçi …
Mühendislik, üretim ve tasarım disiplinlerini bir araya getirerek, yedi farklı üretim alanlarında dünya standartlarında çözümler sunuyoruz. Sektörün ihtiyaçlarına özel üretim süreçleri ile müşterilerimize ve iş ortaklarımıza güvenilir ve yenilikçi, sürdürebilir hizmetler sağlıyoruz…
Fia Otomotiv; otomotiv başta olmak üzere beyaz eşya, savunma sanayi, endüstriyel mutfak, kablo sistemleri ve daha birçok sektöre üretim desteği sunmaktadır.

Otomotiv

Kombi

Beyaz Eşya

Kablo Gruplama

Endüstriyel Mutfak

Makine

Kablo Rakorları

Savunma Sanayi

Gıda Sanayi

Robotik Otomasyon
Evet, firmamız tam entegre bir yapıya sahiptir. Tasarım, kalıplama, üretim ve kalite kontrol süreçlerinin tamamını kendi bünyemizde, ileri CAD-CAM altyapısı ve uzman kadromuzla yürütüyoruz. Bu sayede hem süreç verimliliğini artırıyor hem de müşterilerimize hızlı ve esnek çözümler sunabiliyoruz.
Canias ERP sistemini sadece temel üretim takibi için değil, tüm süreçlerimize entegre biçimde kullanıyoruz. Hammadde girişinden ürün sevkiyatına kadar her adımı dijital olarak planlayıp izliyor, iş gücü ve zaman yönetimini optimize ediyoruz. Bu sayede minimum kayıpla maksimum verim sağlıyor, kaliteyi sürdürülebilir hale getiriyoruz.
Kalite en genel anlamıyla, bir ürün ya da hizmetin, müşterilerin ihtiyaç ve beklentilerini karşılayabilme derecesi olarak tanımlanmakla beraber, bir ürün ya da hizmetin belirlenen özelliklere uygunluğunu ve hatasız olma derecesini gösteren bir performans boyutu olarak da ele alınmaktadır.
Kaliteli bir ürün ya da hizmetten söz ettiğimiz zaman, genellikle ihtiyaç ve beklentilerimizi karşılayan ya da aşan bir ürün ya da hizmeti düşünürüz. Bu ihtiyaç ve beklentiler çoğu zaman ürünün kullanım amacına ve satış fiyatına göre şekillenmektedir. Örneğin, bir müşterinin yol kenarında yer alan bir motelden beklediği performans beş yıldızlı bir otelden beklediği performanstan farklıdır. Çünkü her ikisinin de fiyatı ve beklenilen hizmet düzeyi birbirinden farklıdır.
Eğer bir ürün ya da hizmet ihtiyaç ve beklentilerimizi karşılıyorsa, kalite düzeyinin iyi olduğunu düşünürüz. Bu noktada, kalite aslında müşterinin algısıyla ilgili bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir ürün ya da hizmetin algılanan performansı beklentilerimizi karşılıyorsa iyi (kabul edilebilir) kaliteden, beklentilerimizin altında kalıyorsa düşük kaliteden, beklentilerimizi aştığı durumda ise yüksek kaliteden söz ederiz. Algılanan performans, aslında ürününün müşteri için neleri yapabildiğidir. Buradan hareketle, kalite matematiksel olarak şu şekilde ifade edilebilir:
Örneğin, bir müşterinin satın almak istediği otomobilin performansı ile ilgili beklentisi sadece düşük yakıt tüketimi ise ve otomobil bunu sağlıyorsa, müşteri açısından otomobilin kaliteli olduğu söylenebilir.
Bu açıklamalara rağmen, kalitenin aynı zamanda soyut ve karmaşık bir kavram olduğunu görürüz. Farklı ürün veya hizmetler için ya da farklı kişiler — üreticiler, tasarımcılar, yöneticiler, müşteriler, hatta farklı kalite guruları — açısından kalitenin algılanışı birbirinden farklıdır.
Kalitenin boyutları ise genel olarak performans, ek unsurlar, uygunluk, güvenilirlik, dayanıklılık, hizmet görürlük, estetik ve itibar olmak üzere sekiz başlık altında toplanmaktadır.
Laboratuvar, bilimsel veya teknolojik araştırmaların, deneylerin ve ölçümlerin kontrollü koşullarda gerçekleştirildiği tesislerdir. Bu ortamlarda kalite kontrol, deney, analiz ve ölçüm gibi işlemler yapılır. Bilimsel araştırmalarda büyük öneme sahip olan laboratuvarlar, hassas ölçüm ve kontrollü deney imkanı sunar. Laboratuvarda çalışan kişiye “laborant” denir.

Laboratuvarların ortaya çıkışı bilimsel kültürün gelişimiyle paralellik gösterir. Antik dönemlerde Pisagor gibi bilim insanlarının çalışmalar yürüttüğü özel alanlar, ilk laboratuvar örnekleri olarak kabul edilir. 14. yüzyılda “laboratuvar” emeğin gerçekleştiği yer anlamındaydı. 19. yüzyılda ise bilimsel araştırmalarda kullanılan yerler haline gelmiştir.
Simyacılar, doğanın sırlarını çözmek ve ölümsüzlük iksirini bulmak için deneyler yaptı. Bu çalışmalar, modern kimyanın ve laboratuvar biliminin temelini oluşturdu.
Modern kimyanın kurucusu kabul edilen Lavoisier’in Paris’teki laboratuvarı, kütlenin korunumu yasası gibi önemli bilimsel ilkelerin keşfine sahne olmuştur.
Pierre ve Marie Curie’nin radyoaktivite üzerine çalıştığı bu laboratuvarda polonyum ve radyum elementleri keşfedilmiştir. Günümüzde Curie Müzesi olarak hizmet vermektedir.
Cambridge Üniversitesi’nde kurulan bu laboratuvar, elektronun keşfi ve atom modeli gibi önemli buluşlara ev sahipliği yapmıştır. Fizik, kimya ve biyoloji dallarında öncüdür.
Laboratuvarlar; petrokimya, tekstil, maden, ilaç ve gıda gibi sektörlerin üretim süreçlerinde büyük rol oynar. Üretim ile eş zamanlı çalışarak hammadde, proses ve ürün kalitesini denetlerler.
"Ölçemediğiniz hiçbir şeyi kontrol edemez, kontrol edemediğiniz hiçbir şeyi yönetemezsiniz." — Peter Drucker
Üretim süreçlerinde doğru ölçüm; kaliteyi artırır, maliyeti düşürür ve sürdürülebilirlik sağlar. Üç temel aşamada (girdi, proses, ürün) yapılan doğru analizler, firmaya rekabet avantajı sunar.
Ülkenin tüm girdilerini analiz eden gümrük laboratuvarları, dış ticaret güvenliği açısından stratejik öneme sahiptir.
Kriz ve ihtilaf anlarında laboratuvar verileri, taraflar arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde referans noktasıdır. Bu durumlarda laboratuvarların değeri daha da görünür hale gelir.
Laboratuvarların önemi, dijitalleşme, verimlilik, çevreci üretim ve yeni ürün geliştirme gibi kavramlarla birlikte artmaktadır. Veriler artık yazılım modülleriyle entegre edilerek izlenmekte ve analiz edilmektedir.
Üniversite laboratuvarları sektörle daha sıkı ilişki kurmalı, öğrencileri sahaya hazırlamalıdır. Uygulamalı laboratuvar deneyimi, gelecekteki bilim insanlarının donanımını artırır.
İyi bir laboratuvar; kaliteyi, güvenliği ve verimliliği artırır. Kimyanın kalbi olan laboratuvarlar, bilimin ilerlemesinde ve sanayide sürdürülebilir üretimin anahtarıdır.
Belirli bitkilerin salgısından elde edilen doğal bir üründür. Günümüzde kauçuk terimi esneklik özelliği bulunan maddeler için kullanılmaktadır. Kauçuk asıl boyunun bir katına kadar uzatılabilir, bırakıldığında eski halini alır. Bu benzersiz özellikler kauçuk dışında kalan bazı polimerlerde çok az görülür.








Kauçukta çapraz bağlar alışılmış ölçülerden daha geniş olduğu için olağanüstü esnektir.
Kauçukla ilk tanışan Kristof Kolomb olduğu kabul edilir. Doğal kauçuk yüzyıllarca sıradan amaçlarla kullanılmıştır. Kauçuk daha çok tropikal bölgelerde yetişir. 18. yüzyıl sonlarına doğru Avrupalı bilim adamları bu alışılmamış maddenin özelliklerini incelemeye başladılar.
Kauçuk ismi kızılderili dilinde ağlayan ağaç anlamına gelen (CACHUCHU) sözüne yakın olan fransızca kökenli KAUÇUK olarak yerleşmiştir. 19 yy. başlarında gelen Thomas Hancock kauçuğa biçim verilmisini sağlayan mekanik işleme yöntemlerini geliştirdi. 1820 'de ingiltirede ilk kauçuk fabrikası kuruldu. 1823 'de Charles Machintos kumaşı kauçukla kaplayarak su geçirmez yapmak için pratik bir yöntem geliştirdi. Bununla birlikte doğal kauçuk hemen hemen hiç çapraz bağ içermiği için ısınıca yapışkanlaşıyordu, soğuyunca da sertleşiyordu. Charles Goodyear 'ın bir rastlantı sonucu bulduğu kükürtleme yöntemi bu sorunu ortadan kaldırarak, üretimde kullanılmaya uygun sağlam bir esnek bir gereç elde edilmesini sağladı. Goodyear 'ın kauçuğu kükürtle ısıtılmaya dayanan ve çapraz bağlanmaya neden olan kükürtleme işlemi bazı değişiklirlerle günümüzde de kulanılmaktadır. 19 yy. sonlarına kadar kauçuğun kaynağı Güney Amerika olarak biliniyordu. Ancak sonraları yaygınlaştırılarak Güneydoğu Asya 'da da üretilmeye başlandı. Doğal kauçuk üretiminde sağlanan bu önemli gelişme otomotiv sanayinin gelişmesiyle aynı döneme rastladı. Oto lastiği üretimi için kauçuğa duyulan ihtiyaç ansızın büyük boyutlara ulaşması, genç kauçuk sanayinin hızla gelişmesini sağladı. Günümüzde üretilen kauçuğun %60 'lı lastik üretiminde kullanılır.
Doğal kaçuk ağaç tarafından Lateks olarak salgılanır. Bu suda asıltı oluşturulan çok küçük parçacıklar halinde yaklaşık %30 kauçuk içeren süt rengi bir sıvıdır. Kızılderililer ağaçları baltayla çapraz keserek lateks elde ederlerken ağaçların Asya 'da yetiştirilmesiyle birlitke sızdarma yönetimi geliştirilmiştir. Bu yöntemde ağacın kabuğu bıçakla ince bir çizgi halinde çizilir, yaklaşık iki saat kadar lateks akar ve durur kaplarda toplanan lateks asitle pıhtılaştırılarak katı kauçuk elde edilir, bu kauçuk ince tabakalar halinde sıcak dumana tutalarak kurutulur ve satışa hazır hale getirilir. Bir bölümü ise suyu alınarak lateks halinde satılır. Yapılan bitki geliştirme çalışmaları sonucu kauçuk ağacından 10 kat daha fazla verimli GUAYULE isimli ağaç üretilmiştir.
1826 'da Michel Faraday polimerler adı verilen molekül sınıfını bilmemisine karşın, doğal koçuğun İZOPREN adı bir kimyasal bileşiğin birimlerinden oluştuğunu buldu. Daha sonra fransız ve Alman kimyasalcıları izoprenin nasıl kaçuğa dönüştürülebileceğini göstermişlerdir. Savaş yıllarında ABD Asya kauçuklarını kaybetme olasılığına karşı yapay kaçuk üretmeye ve araştırma-geliştirme projesine atom bombasına ayırdığı kaynak kardar para ayırmıştır. 1960 yılından sonra bir çok ülke yapay kauçuk üretimen başlamıştır. Stirenbutadien kauçuğu günümüzde üretilen en önemli yapay kauçuktur. Uzopreni polimerleştirerek doğal kauçuğun yapımı stiren-butedien kauçuğundan daha palalıdır, ancak kauçuk konusunda dışa bağımlı kalmak istemeyen rusyanın ilgisini hala çekmektedir. Yüksek kimyasal direnç için kullanılan policolopren yada neopren ve çok yüksek sıcaklıklar için kullanılan silikon, yağlar için nitril yada akriolintril silikon kauçuklar bunlara örnek gösterilebilir.
Doğal ve yapay kauçuklar hiç bir zaman saf karışımsız olarak kullanılmazlar. Başta kükürt olmak üzere karbon karası gibi maddelerle birlikte karışım yapılarak kullanılır. Kolay işlenebilmesi içinde bir miktar DOP yağı veya diğer yağ çeşitleri kullanılır. Tipik bir kauçuk karışımı %60 dan az kauçuk içerir. Doğal ve yapay kauçuklarından ürün elde edebilmek için kauçuk karışımı sıcak bir kalıba konularak biçimlendirilir. Isı hem biçimlenmeyi hemde kükürtlenmeyi sağlar. Kauçuk ürünleri için, kullanıldığı yerlere göre bir çok bileşenlerde üretilmiştir. Bunlardan bazıları elyafla veya çelik telle güçlendirilip, kauçukla birleştirilerek ürün elde edilir. Doğal ve yapay kauçuk birbirlerine göre daha üstün nitilkli sayılmazlar, her birinin kendine özgü özellikleri ve fiyatı vardır. Üretici üreteceği malın gereklerine göre seçim yapar, örneğin uçuk lastikleri %100 doğal kauçuktan imal edilmektedir, bununla birlikte dğal kauçuk aşırı çevre koşullarında iyi değildir, söz gelimi yağa dayanması gereken yerlede conta olarak kullanılmazlar. Ayrıca ozon yoğunluğunun fazla olduğu yerlede doğal kauçuk kullanılmaz, ama bozulma olasılığı az olduğundan motor destek takozu gibi mühendislik gerektiren yerlerde yaygın olarak kullanılır.
Silikon sentetik bir kauçuktur. Silisyum elementinden bir seri kompleks reaksiyonlar sonucu elde edilir. Siikon normal kauçuklardan farklı bir yapıya sahip olduğu için kauçuğun modren ihtiyaçlara yetemediği yerlerde silikon kullanılmaktadır.








1. Yüksek ve düşük sıcaklıklarda fiziksel özelliklerin kaybolmaması,
2. Hava şartalrına, radraysona, ultraviyole ışınlara, ozon'a oksijen'e karşı yüksek direnç.
3. Çok yüksek elektiriksel izalasyon.
4. Biyoljik inertlik.
5. Diğer malzemelere kolaylıkla yapışmama.
Silikon tüm bu özelliklerdinden dolayı elektrik, elektronik, genel mühendislik, otomotiv sanayi, uçak sanayi, gemi sanayi, aydınlatma, tekstil, eczacılık, tıp, kozmetik ve gıda sanayinde tercih edilmektedir.
Silikon kauçuk, pratik olarak (-60 ile +180 °C ) gibi geniş bir çalışma sıcaklığı alanına sahiptir. Belirtilen bu sıcaklıklarda fiziksel özelliklerinden hiçbirşey kaybetmeden sonsuz bir dayanımı vardır. 250°C da dahi binlerce saat tam görevini sürdürebilir. Teknik bir hata meydana geldiğinde kısa süreler için 400°C ve daha yüksek sıcaklıkları kaldırabilir. Ortamda alev yoksa çok yüksek sıcaklıklarda bile yanmaz. Açık alev ile karşılaştığında yanar, alev uzaklaşınca sönecek şekilde formüle edilebilir. Silikon -60°C'a kadar düşük sıcaklıklarda da özelliklerini ve elastikiyetini korur. kırılgan hale gelmez.
Silikon kauçuk, ultraviyole ışınlarına, oksijene, ozon ve gazların etkisine karşı çok dayanıklıdır. Her türlü aşırı sıcaklarda dahi renk kaybına uğramaz ve çatlamaz. Yağmur ve yüzeysel sulardan etkilenmez. Diğer kauçuklar ise bu ortamlarda çok çabuk yaşlanır.
Silikon inert bir malzeme olduğundan insan sağlığı üzerinde hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Gıda sanayinde, Tıpta, Eczacılıkta ve kozmetik sanayinde tereddütsüz kullanılmaktadır. Kan verme hortumları, oksijen maskeleri, bebek emzikleri, ecza ambalaj tapaları gibi bir çok malzeme silikondan imal edilmektedir. Ayrıca gıda sanayinde silikon kaplı ekmek ve biskuvit pişirme tavaları, taşıma bantları, tercih edilmektedir.
Başka elastomerlerin yüksek sıcaklıklarda kimyasal etkiler altında tam netice alınarak kullanılamaması Silikon kauçukların ise daha randımanlı olarak kullanılabilmesi silikonu diğer elastomerlerden ayırır. 25°C sıcaklıkta çeşitli kimyasal maddeler içerisinde bir hafta bekletilen silikon kauçuğun bu deney sonrası neticelerini diğer maddelerin erişemeyeceği düzeydedir.
Plastik yapay olarak üretilen bir polimer türüdür ancak günlük hayatta çoğunlukla polimer kavramı yerine kullanılır. Polimerler çok sayıdaki küçük molekül parçalarının (monomerler) birbirine bağlanmasıyla oluşan çok uzun moleküllerdir.










Plastiğin icadından önce şekil verilebilecek sert malzeme olarak çoğunlukla doğal kauçuk kullanılıyordu. Vulkanizasyon işlemi (sülfür ile birlikte ısıtılması) kauçuğu çok daha dayanaklı hâle getiriyordu. Ancak ortaya çıkan vulkanit adlı malzeme boyanmadığı sürece siyah renkte görünüyordu.
Vulkanizasyon yöntemiyle üretilmiş ebonit malzeme. Ebonit; tencere, tava, kap sapı yapımı gibi birçok malzemenin üretiminde kullanılır.
İngiliz kimyacı Alexander Parkes vulkaniti renkli ya da saydam hâle getirmenin yollarını aradı. Parkes, 1862 yılında, doğal bir polimer olan organik selülozu farklı maddelerle karıştırarak parkesin adlı sert ama şekillendirilebilir plastiği icat etti. Ancak maliyeti vulkanitten çok daha fazla olduğu için istenilen satış rakamlarına ulaşılamadı ve Parkes’ın şirketi 1868 yılında iflas etti.
1869 yılında John Wesley Hyatt, organik selülozu kâfur ile birleştirdi ve selüloit adlı malzemeyi üretti. Bu malzeme ilk olarak bilardo toplarında kullanıldı. Böylece bilardo topu yapımda kullanmak üzere dişleri için avlanan çok sayıda filin hayatı da kurtulmuş oldu. Selüloit daha sonraları oyuncaklarda, bıçak saplarında, fotoğraf filmlerinde de kullanıldı. Yanabilir özellikte olduğu ve çabuk bozunduğu için bir süre sonra yerini sentetik plastiklere bıraktı.
Plastik tarihinin temelleri 1860’larda atıldı. Fildişi yerine bir alternatif arayan Amerikalı bir mucit olan John Wesley Hyatt, doğal malzemelerden türetilmiş bir plastik geliştirdi. Hyatt, pamuk liflerinden elde edilen selüloz nitratı kamfor ile birleştirerek selüloid adını verdiği ilk yarı sentetik plastiği üretti.
Selüloid: Bilardo topları, diş fırçaları ve film ruloları gibi ürünlerde kullanılmaya başlandı.
Yüzyılın başlarına gelindiğinde kimyagerler, tamamen sentetik bir plastik üretme çalışmalarına hız verdi. 1907 yılında Leo Baekeland, ilk tamamen sentetik plastik olan Bakalit’i icat etti. Bakalit: Isıya dayanıklı, elektrik yalıtımı sağlayan bir malzemeydi. Telefonlar, elektrik prizleri ve otomobil parçalarında kullanılmaya başlandı.
Bakalit’in Keşfi, plastik çağının başlangıcı olarak kabul edilir.
1920’lerden itibaren plastik teknolojisi hızla gelişmeye başladı. Kimyagerler, plastiklerin temel yapı taşı olan polimerlerin yapısını çözerek yeni türler keşfettiler:
Polietilen (1933): Günümüzde en yaygın plastik türüdür. Ambalaj, boru ve bidon üretiminde kullanılır.
Naylon (1935): Tekstil endüstrisi için devrim niteliğindeydi. Dayanıklı iplikler ve kumaşlar üretilmeye başlandı.
PVC (1930’lar): İnşaat ve su borusu sektöründe büyük bir role sahip oldu.
Polipropilen (1950’ler): Otomotiv ve ambalaj sanayisinde yaygın kullanıma sahip hale geldi.
19. yüzyılın ortalarında sanayileşme hız kazandıkça, doğal kaynaklara olan talep arttı. Kauçuk, fildişi, hayvansal boynuzlar ve kaplumbağa kabuğu gibi malzemeler, özellikle lüks eşyaların üretiminde sıkça kullanılıyordu. Ancak bu malzemelerin sınırlı olması ve aşırı tüketim, yeni ve sürdürülebilir alternatiflere olan ihtiyacı doğurdu.
Fildişi Krizi: O dönemde bilardo topları için kullanılan fildişinin temininde büyük zorluk yaşanıyordu. Fillerin aşırı avlanması, bu doğal kaynağın tükenme noktasına gelmesine sebep oldu.
Sanayileşme ile birlikte, hafif, dayanıklı ve maliyeti düşük malzemelere duyulan ihtiyaç giderek arttı. Metal ve cam gibi geleneksel malzemeler birçok alanda kullanılsa da;
Metal: Ağırlığı ve maliyeti nedeniyle her alanda kullanılamıyordu.
Cam: Kırılgan yapısı, taşıma ve üretimde sorun yaratıyordu.Bu durum, yeni bir sentetik malzemenin bulunmasını zorunlu hale getirdi.
Sanayi devrimi sırasında hem üretim sürecini hızlandırmak hem de ürün maliyetlerini düşürmek büyük bir hedef haline geldi. Doğal malzemelere alternatif olarak üretilen plastikler, hem üretimi kolaylaştırdı hem de geniş bir uygulama alanı sağladı.
Plastiğin keşfi ve yaygınlaşması, endüstriyel devrimle birlikte dünyayı köklü bir şekilde değiştirdi.
Geniş Kullanım Alanı: Ucuz, hafif, dayanıklı ve çok yönlü olan plastikler, tüm sektörlerde kullanılabilir hale geldi.
Sanayi ve Teknoloji: Sanayide üretim süreçlerini hızlandırdı ve maliyetleri düşürdü.
Tüketici Ürünleri: Ev eşyaları, ambalaj malzemeleri, oyuncaklar ve otomobil parçaları plastik sayesinde erişilebilir hale geldi.
Sağlık ve Gıda: Hijyenik ambalajlar ve tıbbi ekipmanlar plastik sayesinde daha güvenli hale geldi.
Plastiğin tarihi, insanlığın sınırlı kaynaklara karşı geliştirdiği yenilikçi çözümlerden biri olarak öne çıkar. Doğal kaynakların tükenmesi ve sanayinin yeni malzemelere olan ihtiyacı, plastiğin keşfini kaçınılmaz kılmıştır. İlk başta basit bir çözüm olarak ortaya çıkan plastikler, zaman içinde modern dünyanın temel yapı taşlarından biri haline gelmiştir.
Bugün geldiğimiz noktada plastik, hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak plastiğin geri dönüşümü ve sürdürülebilir kullanımı, gelecek nesillere temiz bir dünya bırakmak adına kritik bir öneme sahiptir.
Isıl işlem gördüklerinde, plastik bir film oluşturmak üzere bir araya gelen, plastifiyanlar (plastikleştiriciler) içinde dağılmış PVC veya diğer polimer parçacıklarının genel adıdır.










Plastisol kaplama, metal yüzeylerin çeşitli sektörlerde ihtiyaç doğrultusunda farklı yöntemlerle plastisol kaplanması işlemidir. Plastisol farklı uygulama ve kaplama yöntemleri ile pek çok farklı sanayi kolunda kullanılmaktadır. Dip coating (daldırarak kaplama), dip molding (daldırarak kalıplama) ve mikro enjeksiyon sistemi ile işleme; bilinen en yaygın uygulama türleridir.
Otomotiv sanayii ve askeri donanımın üretiminden çocuk oyun gruplarının kaplanmasına, tekstil sektöründen oyuncaklara, el aletlerinin kaplanmasından eldivene kadar çeşitli uygulama alanları mevcuttur. Sac yüzeylere ve galvanizli saclara rahatlıkla uygulanabilen ürün deniz ortamı için de uygundur.
Plastisol, çok yönlü uygulamalar oluşturmak için polimer parçacıklarını ve sıvı plastikleştiriciyi birleştiren benzersiz bir malzemedir.
Plastisol esas olarak sıvı bir plastikleştirici içinde süspanse edilen polivinil klorür (PVC) parçacıklarından oluşur ve bazen az miktarda stabilizatör, pigment ve dolgu maddesi içerir. Bu karışım, oda sıcaklığında akışkan kalan ancak ısıtıldığında dayanıklı bir katıya dönüşebilen plastikleştirici bir bileşik oluşturur.
Çoğu zaman bunlar PVC veya benzeri polimerlerdir. PVC bir tür sentetik plastik polimerdir. PVC reçinesi, vinil klorür monomerlerinin polimerizasyonundan yapılan plastik bir polimer olan polivinil klorür reçinesini ifade eder.
Bu plastisolün esnekliğini ve akışkanlığını verir. Isıtıldığında PVC parçacıklarıyla etkileşime girer. Bu kombinasyon, plastisolün işlevselliğinin anahtarıdır; soğuduğunda ısıyla katılaşan esnek bir malzeme sağlar.
Plastisolün en dikkat çekici özelliklerinden biri ısıyla hal değiştirmesidir:
Çalışması kolay bir sıvı halini korur.
Polimer parçacıklarının şiştiği, plastikleştiriciyi emdiği ve kaynaşarak katı bir malzeme oluşturduğu bir duruma ulaşır. Bu özellikleri nedeniyle plastisol, kaplamalardan mürekkeplere, kalıplardan tekstillere kadar çok çeşitli uygulamalara uygundur. İşte bazı spesifik özellikler:
Sert, aşınmaya dayanıklı bir yüzey oluşturur.
Dış mekan mobilyaları ve otomotiv uygulamaları da dahil olmak üzere çok çeşitli ürünlerde kullanılabilir.
Kürlenmeden önce yüzeylere kolaylıkla kalıplanabilir veya kaplanabilir.
Plastisol uyarlanabilirliği, dayanıklılığı ve maliyet etkinliği sayesinde çeşitli endüstrilerde bulabileceğiniz çok yönlü bir malzemedir. İster koruyucu kaplamalar ister dekorasyon malzemeleri olsun, plastisolün benzersiz özelliklerinden geniş bir uygulama yelpazesi için yararlanılmaktadır.
Plastisolün başlıca endüstriyel uygulamalarından biri daldırma kaplamadır. Bu işlem, bir ürünün sıvı bir plastisol içine daldırılmasını ve daha sonra ısıtıldığında katı bir koruyucu katmana kaynaşmasını içerir. Bu tekniğin sıklıkla uygulandığını göreceksiniz:
Daha iyi kavrama ve yalıtım için.
Kabloları ve konnektörleri yalıtmak için.
Otomotiv endüstrisinde plastisol, aşırı koşullara maruz kalan parçalar için koruyucu kaplama görevi görür. Şuralarda bulunabilir:
Pas ve hasara karşı koruma.
Esneklik ve hava koşullarına dayanıklılık sağlar.
Plastisol'ün reaksiyona girmemesi, onu aşağıdakiler gibi belirli tıbbi alet ve bileşenler için uygun kılar:
Esnek ancak dayanıklı bir kaplamanın gerekli olduğu yerlerde.
Çeşitli tıbbi cihazlarda tutuşu arttırmak için.
Koyu renkli kumaşlarınıza tasarım uygulamak söz konusu olduğunda plastisol, serigrafi baskı için güvenilir bir tekstil mürekkebidir.
Serigrafi baskıda uzun süredir endüstri standardı olan daha ucuz bir mürekkeptir. Plastisol mürekkebi polivinil klorür (PVC) ve plastikleştiricilerden yapılır. Diğer mürekkepler gibi solvent içermez. Serigrafi Baskı canlı renkler ve kalıcı tasarımlar sağlar; özellikle aşağıdaki durumlarda dikkat çekicidir:
Çok sayıda yıkamaya dayanıklı canlı baskılara olanak tanır.
Opaklığın olduğu yerde renklerin parlak temsili sağlanır.
Çocuk oyun alanı ekipmanlarının üretiminde plastisolün güvenlik ve dayanıklılık özellikleri devreye giriyor. Uygulaması şu sonuçlara yol açar:
Yaralanmaları önlemek için.
Güneş ve yağmur hasarına karşı koymak için.
Günlük yaşamınızda çeşitli ürünlerle etkileşime girdiğinizde, muhtemelen farkına bile varmadan, plastisol ile güçlendirilmiş veya korunan ürünlerle temasa geçiyorsunuz.
Plastisol ürünleri üretmeye başladığınızda prosedürler oldukça çeşitli olabilir. Malzemeyi katılaştırmak için ısı uygulamaktan nihai ürünü şekillendirmeye ve kaplamaya kadar, plastisol üretimi farklı işlemlerde birçok temel tekniği içerir.
Kürleme sıvı plastisolün sert, kalıcı olarak sertleşen bir malzemeye dönüştüğü hayati bir süreçtir. Bu bir kullanılarak gerçekleşir fırın plastisolün yüksek sıcaklıklara maruz kaldığı yer. Malzemeyi bozmadan uygun kürlenmeyi sağlamak için ısı seviyesi ve süresi kesin olmalıdır. Plastisolün kalınlığı belirlemede çok önemli bir rol oynar. kürleme zaman. Tipik: İnce kaplamalar birkaç dakika içinde kuruyabilir. Daha kalın kalıplar çok daha uzun sürebilir.
Plastisol kalıplama alanında birkaç teknikle karşılaşacaksınız:
Isıtılmış bir metal kalıbı sıvı plastisol ile dolduran ve daha sonra kalıbı ters çevirerek fazla malzemenin dışarı akmasını sağlayan bir yöntem. Bu işlem genellikle içi boş ürünler için kullanılır ve farklı ürün seçeneklerine izin verir. kalınlıklar son parçada.
Plastisol için yaygın olarak kullanılmaz, enjeksiyon kalıplama daha karmaşıktır. Isıtılmış malzemenin soğuyacağı ve katılaşacağı bir kalıba enjekte edilmesini içerir.
Büyük, içi boş öğeler oluşturmak için, rotasyonel kalıplama sizin gideceğiniz yer. Kalıp, kürleme sırasında iki eksen üzerinde dönerek kalıp içinde plastisolün eşit bir şekilde kaplanmasını sağlar.
Kaplama prosedürleri ürününüze dayanıklı, işlevsel veya estetik bir yüzey katmanı kazandırabilir.
Hassas daldırmalı kaplamada, bir parça plastisol içerisine batırılır ve daha sonra eşit bir kaplama kalınlığı sağlamak için tutarlı bir oranda çıkarılır. Ürünleri kaplamak için basit ama etkili bir yöntemdir.
Alternatif olarak, nesnenin üzerine ince bir plastisol sisinin uygulandığı sprey kaplama kullanılabilir. Bu yöntem karmaşık şekiller üzerinde daha kontrollü bir uygulama sunabilmektedir. Bu süreçleri anlayarak plastisol ürün ihtiyaçlarınıza en uygun üretim teknikleri hakkında bilinçli kararlar verebilirsiniz.
Plastisollerle ilgili araştırmanız onların sadece çok yönlü olduklarını değil, aynı zamanda bir dizi ilgi çekici fiziksel ve kimyasal özellikler sergilediklerini de ortaya çıkaracaktır. Esneklikleri ve dayanıklılıkları özellikle dikkat çekicidir.
Plastisollerin reolojisinin veya akış şeklinin oldukça etkileyici olduğunu göreceksiniz. Başlangıçta plastisollerin düşük viskozitesi vardır, bu da onlarla çalışmayı kolaylaştırır; yüzeylere sorunsuz bir şekilde dökülüp kaplanabilir. Isıtma üzerine PVC parçacıkları plastikleştiricileri emdiğinden viskozite önemli ölçüde artar ve bu da daha sert bir nihai ürünle sonuçlanır. Bu dönüştürülebilirlik, ürünün nihai sertliğini termal işlemlerle kontrol etmenize olanak tanır.
Plastisoller mükemmel özellikleriyle bilinir. kimyasal direnç. Bu, kapladıkları malzemelerin çeşitli kimyasallara karşı korunması anlamına gelir ve bu da ürünün ömrünü uzatır. Dielektrik mukavemetleri aynı zamanda onları elektrik yalıtımı için mükemmel bir seçim haline getirir. Kürlenmiş plastisol kaplamaların esnek doğası, bu dayanıklılıkla birleştiğinde, çok çeşitli uygulamalarda güvenilir bir koruyucu bariyer sağlar.
Plastisol teknolojisindeki en son gelişmeleri keşfederek, hem kullanım alanını genişleten hem de çevre ve güvenlik konularına daha fazla önem veren yenilikçi uygulamalar bulacaksınız. Plastisol kullanımının mevcut durumunu şekillendiren gelişmelere ve kritik faktörlere bakalım.
Plastisol, teknolojideki ilerlemeler sayesinde çok çeşitli yenilikçi uygulamalara tanık olmuştur. Artık plastisol ile şu durumlarda karşılaşabilirsiniz:
Tıbbi uygulamalarda güvenliğin artırılması için ftalat olmayan plastisolün kullanılması.
Geliştirilmiş alev geciktirici Araç bileşenlerinde güvenliği artıran malzeme.
Sürdürülebilir malzemelerin dahil edilmesi, geliştirilmesine yol açmıştır. çevre dostu plastisol kaliteden ödün vermeden çevresel etkiyi azaltmayı amaçlayan seçenekler.
Sağlığınız ve çevre her şeyden önemlidir; bu nedenle son plastisol formülasyonları potansiyel riskleri en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Önemli hususlar şunları içerir:
Trend, sağlıkla ilgili endişeleri azaltmak için ftalat içermeyen plastisollere doğru kayıyor.
Plastisol uygulamalarındaki ilerlemeler, gelişmiş güvenlik ve deneyime katkıda bulunan daha sessiz ürünlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Sürdürülebilirliğe odaklanan üreticiler aşağıdakiler için çabalıyor:
Plastisol içeren ürünlerin geri dönüştürülebilirliğinin arttırılması.
Plastisol üretim sürecinde atıkların en aza indirilmesine yönelik çalışmalar.
Bu hususların her biri, plastizolü daha çevre dostu ve daha güvenli bir geleceğe taşımada rol oynuyor.
Özetle, plastisoller, ısı uygulanana kadar oda sıcaklığında sıvı kalan, bir plastikleştirici içindeki PVC parçacıklarının bir süspansiyonudur. Bu, çeşitli yüzeylere kolay uygulama ve yapışma sağlar. Basılabilir, kaplanabilir veya kalıplanabilir olmaları, plastisolleri çok çeşitli endüstriyel ve ticari ürün ve bileşenler için faydalı kılar. Gerektiğinde esnekliği veya sertliği korumak için uygun plastikleştiriciler seçildiği sürece plastisoller üreticilere ve imalatçılara uygun maliyetli ve dayanıklı bir malzeme seçeneği sunar.
Vulkanize, kauçuk ve diğer elastomerik malzemelerin kimyasal olarak işlenerek daha dayanıklı, elastik ve sıcaklık değişimlerine karşı dirençli hale getirilmesi sürecidir. Bu işlem, kauçuğun fiziksel özelliklerini önemli ölçüde iyileştirir, böylece çeşitli endüstriyel ve tüketici ürünlerinde daha uzun ömürlü ve işlevsel ürünler elde edilir.

Vulkanizasyon, genellikle kauçuk malzemelerin kimyasal bağlarla birbirine bağlanması işlemi olarak tanımlanır. Bu bağlar, kauçuğun daha sert ve dayanıklı hale gelmesini sağlar. Vulkanizasyon işlemi, genellikle ısı ve kimyasal bileşiklerin kullanılmasıyla gerçekleştirilir. Kauçuğun içerisine genellikle kükürt, peroksit veya diğer kimyasallar eklenir ve bu bileşiklerin ısıl işlemle aktif hale gelmesi sağlanır. Bu sayede kauçuk molekülleri arasında çapraz bağlar oluşur ve malzeme elastikiyet kazanır.
Vulkanizasyon, kauçuk ve elastomerik malzemelerin fiziksel ve kimyasal özelliklerini iyileştiren önemli bir işlemdir. Bu süreç, malzemelerin daha dayanıklı, elastik ve uzun ömürlü olmasını sağlar ve bu özellikler, vulkanize kauçuğun birçok endüstri ve günlük yaşamda kullanılmasını mümkün kılar. Özellikle otomotiv, inşaat, elektronik ve sağlık sektörlerinde geniş kullanım alanlarına sahip olan bu malzeme, ilerleyen teknolojiyle birlikte daha çevre dostu hale gelmektedir.
Vulkanizasyon süreci, temel olarak şu adımları içerir:
Kauçuk, yumuşatıcılar, hızlandırıcılar, kükürt ve diğer kimyasal maddelerle karıştırılır. Bu bileşenlerin doğru oranlarda karışması, vulkanizasyonun başarısı için kritik önem taşır.
Karışım, genellikle yüksek sıcaklık altında ısıtılır. Isı, kimyasal tepkimelerin başlamasına ve kauçuk molekülleri arasında çapraz bağların oluşmasına neden olur.
Isı, kauçuğun molekülleri arasında kükürt veya diğer maddeler aracılığıyla çapraz bağların oluşmasına yol açar. Bu bağlar, malzemenin daha güçlü ve dayanıklı olmasını sağlar.
Vulkanize kauçuk, işlem tamamlandıktan sonra soğutulur ve genellikle belirli bir formda şekillendirilir. Bu form, ürünün nihai kullanım amacına uygun olarak şekillendirilebilir.

Vulkanize kauçuğun elde edilmesinin birçok avantajı vardır. İşte bunlardan bazıları:
Vulkanize kauçuk, normal kauçuğa göre daha dayanıklıdır. Çatlama, aşınma ve yıpranma gibi sorunlarla karşılaşmaz, bu da onu uzun ömürlü ve güvenilir kılar.
Vulkanize kauçuk, yüksek ve düşük sıcaklıklara karşı daha dayanıklıdır. Ayrıca, yağlar, asidik ve bazik maddelere karşı da direnç gösterir.
Vulkanize kauçuk, elastikiyetini kaybetmeden uzayabilir ve geri eski haline dönebilir. Bu özellik, özellikle lastik ve esnek contaların yapımında büyük önem taşır.
Vulkanize kauçuk, sürtünmeye ve aşınmaya karşı daha dirençlidir. Bu özellik, özellikle otomotiv lastikleri ve zemin kaplamaları gibi yüksek aşınma koşullarında kullanımı için idealdir.
Vulkanizasyon süreci, endüstriyel ürünlerden günlük hayatta kullandığımız birçok ürüne kadar geniş bir yelpazede kullanılır. İşte vulkanize kauçuğun yaygın kullanım alanları:
Vulkanize kauçuk, lastiklerin yapımında en yaygın şekilde kullanılır. Lastikler, yüksek sıcaklık ve zorlu yol koşullarına dayanacak şekilde tasarlanır ve vulkanizasyon süreci ile güçlendirilir. Ayrıca araçların conta ve amortisör sistemlerinde de kullanılır.
Vulkanize kauçuk, ayakkabı tabanlarının yapımında da yaygın olarak kullanılır. Dayanıklı ve elastik özellikleri sayesinde, ayakkabılara ekstra konfor ve uzun ömür sağlar.
Elektriksel izolasyon malzemeleri ve kablo kaplamalarında vulkanize kauçuk tercih edilir. Çünkü kauçuk, elektriksel iletkenliği engeller ve dış etmenlere karşı koruma sağlar.
Endüstriyel makinelerde kullanılan titreşim takozları, contalar, boru kılıfları gibi ürünlerin çoğu vulkanize kauçuktan yapılır. Bu ürünler, makinelerin daha verimli çalışmasını ve uzun süre dayanmasını sağlar.
Bazı medikal cihazlar, özellikle elastikiyet ve dayanıklılık gereksinimi duyan malzemeler için vulkanize kauçuk kullanır. Bu, dayanıklı, hijyenik ve uzun ömürlü ürünler elde edilmesine yardımcı olur.
Vulkanizasyon süreci, bazı çevresel etkiler yaratabilir. Özellikle kimyasal maddelerin kullanımı ve yüksek ısıl işlem, çevre üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Ancak, son yıllarda çevre dostu üretim yöntemlerine geçiş ve geri dönüştürülebilir kauçuk kullanımı yaygınlaşmıştır. Ayrıca, modern vulkanizasyon teknikleri, enerji tüketimini azaltma ve daha sürdürülebilir çözümler geliştirme amacı taşımaktadır.
Kükürt Vulkanizasyonu: En yaygın yöntemdir. Doğal kauçuk ve SBR (Stiren Butadien Kauçuk) gibi malzemelerde kullanılır.
Peroksit Vulkanizasyonu: Yüksek sıcaklık dayanımı gereken EPDM ve silikon kauçuk gibi malzemeler için uygundur.
Mikrodalga Vulkanizasyonu: Sürekli üretim hatlarında hızlı bir işlem olarak tercih edilir.
Nitrosamin İçermeyen Vulkanizasyon: Çevre dostu bir yöntemdir. Gıda ve medikal ürünlerde kullanılır.
Kükürt vulkanizasyonu
Peroksit vulkanizasyonu
Mikrodalga vulkanizasyonu
Çevre dostu kauçuk üretimi
Kauçuk Üretiminde Vulkanizasyonun Önemi
Vulkanizasyon, kauçuk endüstrisinin en kritik süreçlerinden biridir. Özellikle otomotiv, inşaat, gıda ve medikal gibi sektörlerde kullanılan kauçuk ürünlerin performansını ve güvenilirliğini artırır.
FİA Otomotiv olarak biz, yüksek kalite standartlarında ürettiğimiz vulkanize edilmiş kauçuk ürünlerle müşterilerimize dayanıklı ve güvenilir çözümler sunuyoruz.

Plastik enjeksiyon metodu, 19. yüzyılın sonlarında geliştirilmiştir. İlk kez 1872 yılında John Wesley Hyatt ve kardeşi Isaiah, plastik enjeksiyon makinesini icat etmiştir. Hyatt, o dönemde bilardo toplarının üretiminde kullanılan fildişine alternatif bir malzeme arayışı içindeydi. Bu arayış, plastik enjeksiyon teknolojisinin doğuşunu tetiklemiştir.
İşte tarih boyunca plastik enjeksiyonun önemli gelişmeleri:
Günümüzde plastik enjeksiyon, otomotivden elektroniğe, medikalden oyuncağa kadar birçok alanda kullanılmaktadır. Plastik enjeksiyon üreticileri, Türkiye plastik kalıp sektöründe önemli bir rol oynamaktadır.
Plastik enjeksiyon, sıcaklık yardımı ile eritilmiş plastik hammaddenin bir kalıp içine enjekte edilerek şekillendirilmesi ve soğutularak kalıptan çıkarılması işlemidir. Termoplastik malzemelerin kalıplar aracılığıyla şekillendirilmesini sağlar, seri üretimde yüksek hassasiyet ve verimlilik sunar. Geri dönüştürülebilir malzeme kullanımı sayesinde çevre dostu çözümler üretilmesine katkıda bulunur.
Enjeksiyon Sürecinin Tanımı: Plastik granüller ısıtılarak eritilir, ardından yüksek basınçla kalıba enjekte edilir. Kalıpta soğutulup katılaşarak son ürün halini alır.
Teknolojik Yenilikler ve Adaptasyon: Dijital kontroller, gelişmiş malzeme bilimi ve otomasyon sayesinde üretim süreçleri hızlanmış, karmaşık ürün tasarımlarının gerçekleştirilmesi kolaylaşmıştır.
Plastik enjeksiyon, seri üretimde yüksek verimlilik, tutarlılık ve kalite sunar. Ürünlerin maliyet etkin şekilde üretilmesine olanak tanır, bu da onu endüstriyel ölçekte vazgeçilmez kılar.
Plastik enjeksiyon, belirli sıcaklık ve basınç altında plastik malzemeyi eritip kalıba enjekte ederek soğutarak katılaştırma prensibine dayanır.
Makinalar, plastik malzemeyi eritip yüksek basınçla kalıba enjekte ederek seri üretimde hızlı ve maliyet-etkin üretim sağlar.
Makinenin Ana Bileşenleri:
Çalışma Aşamaları:
Kalıp tasarımı, plastik enjeksiyon sürecinin başarısı için kritik önemdedir. Doğru tasarım, malzeme israfını azaltır ve kaliteli üretimi garanti eder.
Tasarım Aşamaları:
Kalıp İmalatı:
CNC makineleri ve EDM teknolojileri ile hassas üretim yapılır, CAD modellerine bağlı kalınır.
Kritik Unsurlar:
İnsanlık aslında ilk çağlardan itibaren kalıp adı verilen takımın farkında olmuştur. Tunç devri ve Demir devri diye anılan tarih öncesi dönemlerde bile taştan oyma kalıpların ve birtakım basit biçimlendirme araçlarının kullanıldığı bilinmektedir.
İnsanoğlu ilk çağdan beri kalıp adı verilen aracın farkında olmuşlardır. Eski çağdaki dönemlerde bile taştan oyma kalıpların ve birtakım basit biçimlendirme araçlarının kullanıldığı bilinmektedir. Fakat kalıp fonksiyonlarının ve öneminin tam anlaşılılması endüstri devriminin ortaya çıkmasıyla olmuştur. Zamanla teknolojinin gelişmesi ve seri üretim kavramının ortaya çıkmasıyla günümüzde kalıbın önemi artmış ve kalıp makinalarının kullanılmaya başlandığı görülmektedir.
Malzemeleri, tanımlanan sınırlar içerisinde istenilen şekilde ve biçimde, zaman ve insan gücünden tasarruf edilerek üretim yapılmasını sağlayan araçlar kalıp veya kalıpçılık olarak tanımlanır. Gelişmiş teknolojik makinalar sayesinde kalıp üretimler, seri ve malzeme israfı en az düzeyde olacak şekilde meydana gelir. Seri üretimi gerçekleştirilecek bir kalıbın tasarımını, yapımını ve çalıştırılmasını sağlayan, teorik ve pratik eğitim-öğretim yöntemleriyle uyum içinde olan meslek dalına “kalıpçılık mesleği” denir.
Kalıpçılık mesleğine sahip kişiler, matematik, geometri,tasarım, teknik resim çizimi ve okunuşu kavramlarında bilgili ve tüm makina, tezgahlarının kullanımına, işlemlerine ve gerekli tüm bilgilerine sahip olmak zorundadırlar.
Seri üretim kolaydır.
Modern toplum, bilgisayarlar ve otomobiller gibi icatlar olmadan bulunduğu yerde olmayacakken, plastik enjeksiyon kalıplama gibi ileri üretim süreçleri olmadan bu cihazlar var olmayacaktı. Aslında plastik enjeksiyon kalıplama teknikleri ve benzeri yöntemlerin gelişmesi, modern teknolojik cihazların ilk etapta icat edilmesini sağlamıştır.
Plastik enjeksiyon kalıp üreticileri, çeşitli uygulamalarda kullanılan uygun maliyetli, kaliteli plastik çözümler sunar. Plastik, günümüzde yüksek düzeyde dayanıklılık ve korozyona karşı direnç sunan en yaygın kullanılan malzemelerden biri haline geldi.
Plastik enjeksiyon kalıp süreci, ilk kalıplama makinesinin icat edildiği ve patentinin alındığı 1872 yılına dayanmaktadır. Isaiah ve John Hyatt, düğmeler, taraklar ve benzeri eşyaları kalıplamak için kullanılan bu makinenin mucitleriydi. Bu, plastik imalat endüstrisinin başlangıcı oldu.
İlk kalıplama makinesi oldukça basit bir mekanizmaya dayanıyordu. Süreç, çözünür selüloz asetat formları geliştirerek daha az yanıcı çözümler yaratmayı başaran Alman bilim adamları tarafından geliştirildi.
1930’larda, dünya çapında birçok insan için zor bir dönem olan plastik endüstrisi, büyük ilerleme kaydetti. Bu sırada en iyi bilinen termoplastik malzemelerden bazıları olan polivinil klorür, polistiren ve poliolefinler icat edildi.
II. Dünya Savaşı insanlık üzerinde zararlı bir etkiye sahipken, aynı zamanda endüstriyel ilerlemelerin ve gelişmenin zamanıydı. Savaş aletleri , uçak üretimi ve otomotiv teknolojisi gibi farklı endüstriler önemli talep görüyordu. Plastik imalat endüstrisinin uygun maliyetli, ancak kaliteli malzeme ve bileşenleri kitlesel ölçekte tedarik etmesi gerekiyordu.
Ancak, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bazı endüstriler de olumsuz bir durumda kaldı. Kauçuk gibi bir dizi malzemede önemli bir kıtlık vardı, bu nedenle uygun fiyatlı bir alternatif olan plastiklere daha da fazla talep vardı.
Plastik enjeksiyon kalıplama ve plastik malzemeler, savaştan sonra ve savaş sonrası tüm sanayi devrimi boyunca popülerliklerini sürdürdüler. Bu üretim sürecinin en büyük avantajı, her zaman kaliteli bileşenlerin büyük ölçekte uygun maliyetli üretimi olduğundan, modern ekonominin ayrılmaz bir parçası haline geldi.
Plastik enjeksiyon kalıplama ile daha sonra ne oldu Plastik enjeksiyon kalıplama işlemindeki bir sonraki gelişme, ekstrüzyon vidalı enjeksiyon makinesinin geliştirilmesidir. Amerikalı bir mucit olan James Watson Hendry, bu makineyi yaratarak, enjeksiyon işlemi üzerinde daha fazla kontrol elde etti. Sonuç? Daha kaliteli plastik ürünler.
Ancak bir sonraki buluşu, plastik enjeksiyon kalıp endüstrisinde önemli bir değişiklik getiren şeydir. Yani, içi boş, uzun ve karmaşık plastik ürünler yaratmasını sağlayan bu üretim sürecine gazı dahil etti.
Sonunda plastik endüstrisi, çelik endüstrisinin dizginlerini devraldı çünkü çok daha uygun fiyatlı ve daha hızlı bir oranda hafif ama güçlü plastik bileşenler üretebildi.
Günümüz toplumunda plastik enjeksiyon kalıplama birçok endüstride uygulanmakta ve maliyet etkinliği, esneklik ve güvenilirlik gibi bir dizi avantaj sunmaktadır. Tabii ki, şimdi bu süreç, daha hassas plastik kalıpların üretilmesini sağlayan teknolojik gelişmeleri ve bilgisayar işlemlerini içerir.
Geriye kalan tek şey, bu üretim süreci kalıcı olduğu için plastik enjeksiyon kalıplamada gelecekteki gelişmeleri tahmin etmektir.
Her projeye uygun, esnek ve özelleştirebilir gerektiğinde tersine mühendislik üretim çözümleri sunuyoruz. Standart kalıplara bağla kalmadan, sizlere özel ürün ve üretim proses hizmetleri sağlıyoruz.
Üretim süreçlerini en şekilde ERP sistemleri ile yönetiyoruz. Minumum maliyet, maksimum kalite anlayışıyla projelerinizi zamanında ve eksiksiz teslim ediyoruz.
Stratejik bakış açımız ve mühendislik uzmanlığımızla üretim süreçleri ve ürünlerinize en uygun çözümleri sunuyoruz. Tüm üretim ve planlama ihtiyaçlarını ERP ile karşılayan profesyonel destek sağlıyoruz.
Üretim süreci, detaylı bir analiz ve mühendislik danışmanlığı ile başlar. Proje gereksinimlerini değerlendirerek, en uygun yedi farklı üretim alanlarımızda en etkili çözümleri belirliyoruz. Ürün tasarımı, ürün dayanıklılığı, malzeme seçimi, kalıp tasarımı ve üretim verimliliği konusunda müşterilerimize özel stratejik yönlendirmeler sunuyoruz.
Proje gereksinimlerine göre detaylı tasarım süreçleri uygulanır. Üretim kalıpları ve üretim prosesleri için en verimli tasarımlar oluşturulur. Üretime başlamadan önce tüm proje aşamaları titizlikle oluşturularak kalite standartlarına göre test edilir.
Seri üretim aşamasına geçmeden önce, tüm bileşenlerin uyumu ve üretim hattının verimliliği gözden geçirilir. Yedi farklı üretim hatlarımızdaki üretim makineleriyle hassas parçalar üretilirken, bu işlemleri de kalite güvence sistemine ve güvenlik standartlarına uygun şekilde gerçekleştirilir. Üretim esnasında sürekli proses kontrol yaparak hataları en aza indiriyoruz. ERP sistemi ile üretimin her aşaması takip edilmektedir.
Üretilen ürünler, ürün-müşteri kalite standartlarına uygunluğu açısından, ERP sistemindeki teknik gereksinimlerini karşılayıp karşılamadığı final kontrollerle doğrulanır. Kontrolleri sağlanmış ürünler, müşteriye teslim edilerek üretim süreci başarıyla tamamlanır.
FİA Otomotiv olarak gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için tüm faaliyetlerimizde ‘’sosyal, çevresel ve ekonomik’’ boyutlar dikkate alınarak hedefler belirlenmekte, sürekli iyileştirme prensibiyle süreçlerimiz yönetilmektedir. Faaliyetlerimizle ilgili kararlarımızı alırken sürdürülebilirlik prensipleri dikkate alınmakta, değer zincirimiz boyunca paydaşlarımızla birlikte hareket ederek iz bırakan çalışmalara öncülük etmekteyiz.
FİA Otomotiv olarak Sürdürülebilirlik Prensiplerimiz;
Çevresel: Faaliyetlerimizi, kirletmemek prensibi ile yönetiyoruz.
Doğal kaynakları verimli kullanmaya çalışıyoruz.
Atıkları kaynağında azaltmak için projeler geliştiriyoruz.
Oluşan atıklara yeniden kullanım ve/veya geri kazanım yolu ile ekonomik değer katıyoruz.
Su kullanımını azaltıcı projeleri destekliyoruz.
Enerjiyi verimli kullanıyor, yenilebilir enerji kullanımını destekliyoruz.
Faaliyetlerimizden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını ölçüyor, azaltımı için aksiyonlar belirliyor ve takip ediyoruz.
Ulusal çevre mevzuatı ve ilgili çevre standartlarına uyarak, etkin bir çevre yönetim sistemi ile çevresel etkileri azaltıyoruz.
Proseslerimizde kullanımı kısıtlı ve yasaklı malzeme kullanmıyoruz.
Geri dönüşümlü paketleme tercihimizle ambalaj atığımızı azaltıyoruz.
Ürün ve proses tasarımını; ürün ve hizmetlerimizin etkilerini yaşam döngüsü boyunca ele alarak yapıyoruz.
Küresel iklim değişikliği ile ilgili yasaları takip ediyor, ekosistem ve biyoçeşitlilik konularını dikkate alıyoruz.
Sosyal: Tüm faaliyetlerimizde paydaşlarımızla proaktif çalışma kültürü ile topluma katkı sağlamaya çalışıyoruz. Evrensel insan haklarına saygı duyuyor, ihlallerin olmaması için sorumluluk alıyoruz .
İş sağlığı ve güvenliğine birinci derecede önem veriyoruz.
Ürün ve hizmet yaşam döngüsü boyunca müşteri sağlığı ve emniyetine önem veriyoruz.
Kurumsal yönetim kurallarına ve etik kurallarımıza uygun çalışıyoruz.
Fırsat eşitliğini önemsiyoruz, kadınların iş yaşamına eşit ve etkin katılımını sağlamaya destek oluyoruz.
Çalışanlarımızın iş ve özel hayat dengesini sağlama konusunda destek oluyoruz.
Çalışanların yetkinliklerinin geliştirilmesini sağlıyor, eğitimlere katılımlarını destekliyoruz, çalışan memnuniyetini takip ediyoruz. Tedarikçilerimizin, temel insan haklarına, fırsat eşitliğine ve iş etiği ilkelerine uyumlu çalıştığını takip ediyoruz.
Tedarikçilerimizin performansını sürekli takip ediyor, gelişimleri için destek oluyoruz.
Sosyal Sorumluluk projelerine önem veriyor ve toplumumuza katkıda bulunmayı hedefliyoruz.
Ekonomik: Tercih edilen bir firma olmak.Belirlemiş olduğumuz vizyon ve stratejilere uygun hedefler belirliyor ve takip ediyoruz.
Tüm süreçlerimizin risk ve fırsatlarını periyodik olarak gözden geçiriyor ve aksiyonlarını takip ediyoruz.
Bilginin gizlilik ve erişilebilirlik özelliklerini koruma altına alıyor, paydaşlarımızın bilgi güvenliği konusunda farkındalığını arttırmaya çalışıyoruz. Tüm faaliyetlerimizde paydaşlarımızla karşılıklı güvene dayalı bir biçimde iletişim kuruyoruz.
İnovasyonu kurum kültürümüzün bir parçası yapıyor, araştırma ve geliştirmeye kaynak ayırıyoruz.
Değer zincirimizde sürekli iyileştirmeyi temel alarak rekabet avantajı yaratmayı ve sürdürülebilir karlılığı sağlamaya çalışıyoruz.
Projeleriniz mi var? Uzman ekibimize mesaj bırakın ya da arayın.❗
Adding {{itemName}} to cart
Added {{itemName}} to cart